Kıskanç Adam ve Güneş Işığı
Kıskanç adam, rengârenk çiçeklerin üzerinde erimiş
altın gibi süzülen güneş ışığını seyretti.
"Ne kadar da yakınım," diye fısıldadı,
ve iki yüzlülüğün gölgesiyle ışığa sokuldu.
Ellerini uzattı, havayı avucunda topladı,
sanki bir ışık hüzmesini hapsedebilirmiş gibi...
"Yakaladım," dedi kendi kendine,
ama elini açtığında bulduğu tek şey boşluktu.
Çünkü ışık zorla tutulamaz;
o köle olmak için değil, parlamak için doğmuştur.
İyilik hırsla satın alınamaz,
ancak saf bir ruhla kazanılır.
Çılgın bir rüya gibi ışığı denize doğru kovaladı,
dalgalar sesini bir yankı gibi ona geri döndürdü.
Sınır tanımayan bir ışığa, bir hayale aşık olmuştu.
"Neden kaçtın benden?" diye bağırdı rüzgara,
"Neden beni bu boşlukta bıraktın?"
"Ben bir güneş ışığıyım," dedi ışık ona,
"aydınlığı olmayan kalplerde yaşamam."
Bir ip gibi sızdı onun ruhuna,
ama orada sadece soğuk bir odun yığını buldu.
"Beni tutmak istiyorsun ama anlamıyorsun;
ışık sadece arzu değil, bir ruh arar."
"Ben hayatın mevsimleriyle dönerim,
zamana ve sonsuzluğa aidim.
Sen bana hükmetmeye çalıştın,
ama beni sevmeyi unuttun."
Yalnızlığın kıyısında öylece kaldı,
elleri boş, gözleri karanlık...
Hırs onun görüşünü kör etmişti,
kalbi ışıksız bir taşa dönüştü.
Gökyüzü üzerine ağırlaştı,
kayıp bir ruh için gözyaşı döktü.
Çünkü ışığı kıskançlıkla takip eden kişi,
kendi içindeki ışığı da kaybeder.
Sözün Özü: Işık, hırs ve aldatmaca ile kazanılamaz; onu sadece saf bir ruh taşıyabilir ve yansıtabilir.
Yazar: Amb. Dr. Sheqere Sina | Arnavutluk
Yorum Yazın