
Nefes Kesen Parıltın
Oraya, çiçeklerin arasına süzüldüğün an,
Çiğ düşmüş toprak; renk renk adımlarının tüyüyle,
Kendi tablolarını resmediyordu boydan boya.
Sırlarla dolu, büyüleyici bir güzellik gibi,
Diğer tüm renklerini sunuyordun çiçeklere.
Toprağa, bahar gibi nahifçe bastın;
Sanki Tanrı'nın emriyle, Mayıs'ın sık ormanlarına
Aniden inivermiş bir cennet parçasıydın.
Gördüm o eşsiz parıltını;
Çiçeklerin nefesini kesiyordu endamın.
O çiçekler ki, utangaç bir zarafetle,
Senin görkeminin önünde eğiyorlardı başlarını;
Mart ayının görkeminden bile daha parlaktın.
Öylece kalakaldım, hayretler içinde,
Zihnimde yankılanan o soruyla baş başa:
"Sen Tanrıça Flora mısın?" Ve fısıldadım kendi kendime:
O uzak ufuklarda bir zamanlar gördüğüm,
Geçmiş günlerin almanağındaki o gökkuşağı;
İşte şimdi karşımda, yağmurların arşivinden süzülüp gelmiş
Kutsal bir tecelli gibi duruyor.
Ve izledim elbisene değen çiy tanelerini,
Her bir kıvrımı farklı bir evreye açılan...
Bir evre ki içinden parlak bir ışık sökün ediyor,
Derinliği bekleyen nöbetçi yıldızlar gibi ışıldıyor;
Bir diğeri ise oyunbaz kelebeklerin,
Düğmeleri iliklediği bir masal diyarı.
Ve sonra yayıldı o en tatlı kokun;
Rayihan, gelecek asırlar boyu sürecek bir sarhoşluğa saldı beni.
Gitme vaktin geldiğinde ise gözyaşlarıyla haykırdım:
"Ah, keşke çiçekler,
Seni tutmak için aşılmaz surlar örseydi!"
Mustafa Abdulmalek Al-Sumaidi

Yorum Yazın