
Yarın, dünyayı bir dev gibi adımlayan o kişi olmayacaksın artık.
Bir zamanlar senin sandığın bu dünyada, kendini sandığın o avcı;
kendi bedeninin ölçüsünde bir toprak parçasında, ertelenmiş biyolojik bir şölenden ibaret kalacak.
Toz zerreleri iltimas geçmez kimseye; ister bir imparator ol, ister silik bir hiç kimse...
Aksine, ona döneceksin, döneceksin tıpkı ilk yoğrulduğun ana rücu eder gibi.
Sahte bir ihtişam bu... gelip geçici.
Kendi beyhude arzularınla kutsadığın o öz-idolu,
son sancının kudreti karşısında yerle bir olacak.
Akciğerlerinin güneşinin batışını izleyeceksin,
kibrinin bir daha asla doğmayacağına emin olarak; o son gurur—vakur bir cenaze töreni...
Öyle ağırbaşlı ki, usta bir münafık kesilmişti sanki.
Ama eğer budalalığın bu sanatı icra edemeyecek kadar ham idiyse,
alelacele teslim edileceksin o çukura.
Her iki halde de, tozun taze bir mezar içinde kendi kendine anlattığı tatsız bir şakasın artık.
Gölgeni sergilemeyi bırak artık; bir gün ölümün o kararlı tiktaklarına kulak vereceksin,
etli gömleğinin düğmelerini bir bir çözerken o, ruhunu bu dünya kafesinden azat etmek için
hani şu seni ayartan o dünyanın hapsinden. Sonra daracık bir mezara itileceksin,
balçık öğretecek sana nasıl boyun eğmen gerektiğini.
Öyle sanma ey insanoğlu;
ne mermer taşlar adını ölümsüz kılar, ne de istiflediğin altınlar sana bir lütuf sunar. Beyhude...
Ne sen ölümsüzleşeceksin, ne de yalanlarla büyüttüğün o kibrin ayakta kalacak.
Mustafa Abdulmalek Al-Sumaidi | Yemen

Yorum Yazın