
Kararlı bir yolculuğa çıktım,
Dört mevsim boyunca ona doğru yürüdüm,
Umut ettim ki beni bekliyordur orada:
Şiirlerin en tatlısı.
Baharı boydan boya geçtim,
Başlangıç düşüncelerinde uzunca oyalandım,
Fakat bahar bana göstermedi
Açılış mısrasının tek bir tomurcuğunu bile.
Tekrar denedim,
Ona gereğinden fazla dokundum,
Ama ellerinde onun kokusu yoktu,
Çiçeklerin tüm o çeşitliliğine rağmen.
"Belki gök gürültüsünde patlayacak,
Ya da dolu tanelerinde vücut bulacak,"
Dedim kendi kendime; Yaz önümde uzanırken,
Onun lütfu olmadan sağanaklar boşalırken.
Yoktu orada işte;
Hafif bir rüzgarla okşanan,
Yok olup gitmeden hemen önce
Bir yaprakta boncuklanan damlada bile.
"Belki de bomboş, cansız bir hiçlikten,
Henüz gelmemiş bir mevsimde doğacak,"
Böyle hülyalarla aldattım kendimi,
Kışın bana kendinden bahsettiğini duymadan:
Ağaçların çıplaklığında,
Yeryüzünün solgun çehresinde,
Renkleri çekilmiş o ıssız topraklarda.
Mevsimlerin en sonuncusunun peşine düştüm,
Kurumuş yaprakları tek tek eledim,
Alacakaranlığın gölgesi altında,
Kendi kendime fısıldadım:
"Yolculuğumu asla sona erdirmeyeceğim,
Ta ki o açılış mısrasına ulaşana dek."
Sonra bir süre sonra, göğe çevirdim bakışlarımı,
Yüce Yaradan’ın uçsuz buçaksız mülkünü düşündüm,
Uykusuz yıldızlarla dolu o uzun gecede;
Ve işte o an süzülüp indi,
Tam bir uyum ve eşsiz bir ahenkle: Şiirlerin en tatlısı.

Yorum Yazın