
Bir zamanlar öylesine tatlı bir aşkın içinde,
Göğsümde böylesine derin bir boşluk açacağını...
Yokluğun için bir geçit kazacağını hiç bilmezdim.
Şimdi kalbim senin yokluğuna düşüyor,
Tıpkı senin avuçlarımdan düşüp gidişin gibi;
Acıların en zalimi, özlemlerin en acısı bu.
Bir vakitler ne kadar da varlığınla doluydu her yer.
O yüce yüzünde huzur bulurdum,
Aramızda tek bir sözcük dahi edilmemiş olsa bile...
Bugün ise üzerime yapışan tek şey,
Bir zamanlar sığınağım olan o devasa boşluk.
İçim seninle öylesine doluydu ki artık taşıyamazdı,
Tutkulu bir bağlılığın derinliklerinde,
Senin ruhani varlığınla yükselen bir gökyüzüydü bu.
Şimdi bir mucizeye ihtiyacım var;
Kaburgalarımın arasında parçalanan kalbimi geri almaya,
Peşinden uçup giden ve yolunu bir daha bulamayan
Ruhumu yeniden kazanmaya...
Tanrı aşkına, ben ne yaptım da
En şiddetli aşkın azabıyla ödüllendirildim?
Hâlâ seni böylesine aramaya nasıl devam edebilirim?
Bütün yollar mühürlenip kapanmışken,
Hangi yol beni sana ulaştırabilir?
Yoruldum artık ey sevgili, öylesine yoruldum ki...
Artık kendi varlığıma bile tahammül edemiyorum.
Bu yüzden, şu an yaşayan biri olarak gördüğün kişi hakkında
Sakın tek bir kelime bile etme;
Çünkü o gördüğün sadece bir gölge,
Senin için son nefeslerini kaleme alan bir gölge...
Bana gelince; ben o tatlı aşkına düştüğüm an,
Tutkunun sancılarına yenik düştüm zaten.
Ve mezarın ötesinde bile,
Hâlâ yeniliyorum...
Hâlâ yeniliyorum...
Yazar: Mustafa Abdulmalek Al-Sumaidi (Yemen)
Tüm hakları saklıdır.

Yorum Yazın