“Kitap fuarları yalnızca rafları değil,
bir ülkenin kültürel nabzını da gösterir.”
Gönül Doğan yazdı
14 Aralık 2025 günü TÜYAP Kitap Fuarı’nı gezerken, aslında bir fuardan çok daha fazlasının içinden yürüdüğümü hissettim. Koridorlar kalabalıktı, kitaplar rengârenk kapaklarıyla göz kırpıyordu, yazarlar imza masalarında sabırla bekliyordu. Fakat bütün bu hareketliliğin ortasında, sessiz bir soru dolaşıyordu zihnimde: Kitap fuarları bugün gerçekten nereye gidiyor?
Bir kitap fuarı, ilk bakışta ticari bir alan gibi görünür. Satışlar, indirimler, yeni çıkanlar, uzun kuyruklar… Ama biraz durup dinlerseniz, asıl olanın satış değil, temas olduğunu fark edersiniz. Okurun kitapla, yazarla, hatta kendi iç sesiyle kurduğu temas. Çünkü kitap, rafta duran bir nesne değil; açıldığında insanın içini yoklayan bir aynadır.
Bu yıl TÜYAP’ta gezerken kadın okurların bakışlarında farklı bir arayış sezdim. Ellerinde sadece popüler olan değil, kendilerine seslenen kitaplar vardı. Bir duruş, bir soru, bir iç dökümü arıyorlardı. Belki de bu yüzden kitap fuarları, bir ülkenin kültürel nabzını gösterir. Hangi kitaplara yönelindiği, hangi cümlelerin altının çizildiği, hangi yazarların etrafında kalabalık toplandığı, bize toplumun ruh hâlini anlatır.
Ancak şunu da inkâr edemeyiz: Fuarlar giderek bir şölene, hatta bazen bir gösteriye dönüşüyor. Fotoğraf çekilen stantlar, sosyal medya için hazırlanan sahneler, kitabın önüne geçen vitrinler… Oysa edebiyat, vitrine sığmayacak kadar derin bir alandır. Edebiyat, sessizlik ister; düşünmeyi, yavaşlamayı, anlamayı ister.
Bir kadın yazar olarak fuarda yürürken şunu düşündüm: Kitap fuarları büyürken, ruhlarını da büyütebiliyor mu? Yoksa sadece metrekare mi artıyor? Çünkü kültür, sayıdan çok nitelikle ölçülür. On binlerce ziyaretçi elbette kıymetlidir ama bir okurun bir kitabı kalbine koyarak çıkması, bin kalabalıktan daha anlamlıdır.
Belki de kitap fuarlarının geleceği, yeniden sadeliği hatırlamakta yatıyor. Yazarla okurun göz göze geldiği, kitabın gerçekten konuştuğu, aceleye gelmeyen bir edebiyat iklimi… Fuarlar, yalnızca kitap satılan yerler değil; düşüncenin dolaşıma girdiği, kelimelerin nefes aldığı alanlar olmalı.
TÜYAP’tan çıkarken çantamda birkaç kitap vardı ama asıl ağırlık zihnimdeydi. Çünkü kitap fuarları, insana şunu fısıldar: Bir toplum ne okuyorsa, yarın biraz da ona benzeyecek. Ve bu yüzden, kitap fuarlarının gittiği yön, aslında hepimizin gittiği yönle ilgilidir.
Belki de mesele şu kadar yalındır: Kitaplar hâlâ bizi dönüştürebiliyorsa, fuarlar doğru yere gidiyordur. Aksi hâlde kalabalıklar arasında kaybolan raflar, yalnızca sessiz bir alarmdır.
Yorum Yazın