Ithaca Edebiyat Vakfı, 2026 Mayıs Ayı için Sınır Tanımayan ilk şiiri olarak 829 no. ile Arjantinli Şair Antonio Las Heras’ın “Erik Ağacı” olarak çevirisini yaptığım “That Plum Tree” şiiri seçildi.
Şiir, kayıp ile hatırlamanın iç içe geçtiği sakin ama derin bir nostalji duygusu taşıyor. Şair dış dünyadaki basit bir görüntüden —“bütün bahçelerde yaseminler var”— hareketle geçmişe açılan bir kapı kuruyor. Yaseminler hâlâ yerinde; yani zamanın her şeyi silmediğini görüyoruz. Fakat asıl odak, artık olmayan “erik ağacı”.
Erik ağacı burada yalnızca bir ağaç değil; çocukluğu, masumiyeti, aileyi ya da geçmişteki güvenli alanı temsil ediyor. “Kuşlara yuva olan” ve “narin gölgesinde çocukken oyun oynadığımız” dizeleri, ağacı canlı bir varlık gibi gösteriyor. O ağaç, hem doğanın parçası hem de anıların taşıyıcısı.
Şiirin kırılma noktası şu bölüm:
“Erik ağacı yok
Çok çok uzun yıllar önce kurudu,”
Burada fiziksel kayıp açıkça belirtiliyor. Ağaç artık yok; zaman doğaya da, insana da müdahale etmiş. Ama şiir karamsarlıkta kalmıyor. Son dizede çok etkileyici bir düşünce var:
“Ama mevcut olmayan varlıkları da
barındıran belleğimizde hâlâ yaşıyor”
Bu, şiirin felsefi katmanı. Bellek yalnızca olanı değil, artık olmayanı da taşır. İnsan hafızası, kaybedilenleri ikinci bir hayatta yaşatır. Yani ölüm, yok oluş veya kayıp tam anlamıyla son değildir; hatırlanan şeyler başka bir düzlemde yaşamaya devam eder.
Dil oldukça yalın, süssüz ve doğal. Bu sadelik şiirin duygusunu güçlendiriyor; sanki biri sessizce eski bir bahçeyi gezerken içinden konuşuyor. Büyük iddialar yok, küçük bir ağaç üzerinden hayatın geçiciliği anlatılıyor.
Şiirin ana duygusu bence özlem, hüzün ve hafızanın direnci. Bir yandan zamanın geri döndürülemezliğini kabul ediyor, diğer yandan anıların zamana direnebildiğini söylüyor.
En güçlü tarafı şu: büyük bir kaybı, küçücük bir erik ağacı üzerinden anlatabilmesi. Bu yüzden şiir kişisel görünse de evrensel bir his bırakıyor; çoğu insan kendi “erik ağacını” bu şiirde bulabilir.
Yorum Yazın