2000’lerin başında İstanbul’da yaşayan Serhat için Eylül ayı, hayatının en zor dönemlerinden birini getiriyordu. Dört yıldır İstanbul’da yaşayan Serhat için ise bu Eylül, diğerlerinden biraz daha ağırdı. Haziran ayında, evlendiği hafta işten çıkarılmıştı. Üç aydır elinde gazeteler; muhasebeci, muhasebe müdürü, muhasebe sorumlusu ilanları arasında mekik dokuyor, her sabah yeni bir umutla faks çekip, e-posta gönderiyordu. 30 yaşındaydı, fakülte mezunuydu. Bekarken işsiz kalmak pek de umurunda olmazdı ama şimdi evliydi ve sorumlulukları vardı. Bir gün gözü, 12 punto ile yazılmış o ilana takıldı: “Firmamızı temsil edebilecek, en az 5 yıl tecrübeli Muhasebe Müdürü aranıyor.”
Görüşmeye gittiği otomobil servisi, 80’li yılların ağırlığını taşıyan, taba rengi mobilyalarla döşenmiş, yaşanmışlık kokan bir binaydı. İlan için 20 kişi çağrılmıştı ama o gün sadece 8 kişi oradaydı. Grubun karşısına çıkan Mali Müşavir Mahir Bey, tok bir sesle "İçinizden birini seçeceğiz, bu yüzden sınav yapacağız," dedi.
Tekdüzen hesap planı ve yevmiye kayıtları gibi teknik sorular, herkes için kolaydı. Ancak eleyici soru en sona saklanmıştı: "Binek ve ticari araçlarda ÖTV, KDV ve amortisman kayıtları nasıl yapılır?"
30 dakikanın sonunda Mahir Bey kağıtları topladı. 20 dakika sonra geri döndüğünde sadece üç isim söyledi: "Cem, Tolga ve Serhat Beyler kalsın, diğerlerine teşekkür ederiz."
Mülakat odasında firmanın sahibi Kutbettin Bey oturuyordu; sert bakışlı, disiplinli bir adam. Mahir Bey, Serhat’ı takdim ettikten sonra o can alıcı soruyu sordu: — "Yatırım teşvikle ilgili muhasebe kayıtlarını ve beyannamelerini hazırlamasını biliyor musunuz?"
Serhat bir an duraksadı. Bu konuda tecrübesi yoktu, CV’sinde de böyle bir bilgi yer almıyordu. Yanlış bir cevap verip durumu kurtarmaya çalışabilirdi ama o en yalın yolu seçti: — "Bilmiyorum."

Kutbettin Bey’in bakışları keskinleşti: "Peki, bizi temsil edebilir misin? Hakkımızı koruyabilir misin?"
İş aramaktan yorgun düşmüş Serhat, dik bir duruşla cevap verdi: — "Haklı olduğumuz her konuda, her yerde sizi temsil etmek benim için sorun olmaz."
Ertesi gün gelen "Pazartesi işbaşı yapabilirsiniz" telefonu Serhat için büyük bir şaşkınlıktı. Soruyu bilememiş ama işi kapmıştı. O firmada 2,5 yıl çalıştı, ardından başka yollara saptı. Ancak Mahir Bey ile dostluğu hiç bitmedi.
Takvimler 2017 yılını gösterdiğinde, 15 yıldır bir tekstil firmasında muhasebe müdürü olan Serhat, Mahir Bey ile bir öğle yemeğinde buluştu. Yılların merakıyla sordu: — "Mahir Bey, 17 yıl önce o soruyu bilemediğim halde neden beni seçtiniz?"
Mahir Bey gülümseyerek arkasına yaslandı: — "Diğer adaylardan biri yarım yamalak bir şeyler anlattı, diğeri ise çok kesin konuşuyordu. İkisi de güven vermedi. Ama sen 'Bilmiyorum' dedin. Bilmediğini bilen kişi, hata yapmaktan korkar, yalan yanlış iş yapmaz, doğrusunu bulana kadar sorgular. Ben senin gözlerinde o dürüstlüğün ışıltısını görmüştüm."
Serhat o gün bir kez daha anladı ki; hayatta teknik bilgi her zaman öğrenilebilirdi ama dürüstlük ve kendini bilme erdemi, bir insanın sahip olabileceği en büyük referanstı. "Bilmiyorum" demek, bir eksiklik değil; doğrunun peşine düşmek için atılan ilk onurlu adımdı.
Yorum Yazın