
Edebiyat dünyasının genç ve güçlü kalemlerinden Emre Sekmen, ikinci şiir kitabı "Bir Aşığın Otopsi Raporu" ile okuyucularını duyguların en karanlık ve en dürüst dehlizlerine davet ediyor. Melankoliyi bir zayıflık değil, bir yüzleşme biçimi olarak gören Sekmen ile şiir anlayışı, modern çağın hızına karşı duruşu ve edebiyatın iyileştirici gücü üzerine, röportajı gerçekleştiren Erhan Özdemir ile gerçekleştirdiği samimi sohbeti gazetemizin sayfalarına taşıyoruz.
Erhan Özdemir: Kendinizi tanıtır mısınız?
Emre Sekmen: Ben Emre Sekmen. Şiirle, kelimelerle ve hayatın satır aralarıyla nefes alan bir şair ve yazarım. Duyguların, özellikle de modern insanın kaçmaya çalıştığı o derin melankolinin, yalnızlığın ve kırgınlıkların izini sürmeyi seviyorum. Bugüne kadar Kırık Kalp Tamircisi ve Bir Aşığın Otopsi Raporu isimli iki şiir kitabıyla okurlarımın kalbine dokunma şansı buldum. Sosyal medyada ve dijital dünyada da şiirin o zamansız, sinematik ruhunu yaşatmaya çalışan; kelimelerle zihinde resimler çizmeyi dert edinmiş bir edebiyat işçisiyim.
Erhan Özdemir: Ne zaman yazmaya karar verdiniz?
Emre Sekmen: Yazmak benim için sonradan alınan radikal bir karardan ziyade, kendimi bildim bileli içimde büyüyen bir sığınaktı. Hayatın hızı, gürültüsü ve insanların hislerini bu kadar çabuk tüketmesi karşısında duyduğum o rahatsızlık beni kelimelere itti. Dünyayı sadece görerek değil, hissederek ve o hissin tortusunu kalemde biriktirerek yaşamaya başladığım an, artık geri dönüşü olmayan bir şekilde yazmaya başlamıştım. Benim için yazmak bir tercih değil, ruhsal bir zorunluluktu.
Erhan Özdemir: Eserlerinizde nelerden besleniyorsunuz?
Emre Sekmen: Eserlerimde daha çok insanın iç çatışmalarını, yalnızlığı, aşkın kırık tarafını ve geceyi anlatıyorum. Okuyucunun sadece okumasını değil, hissetmesini istiyorum.
Erhan Özdemir: Metinlerinizde doğaçlamanın yeri nedir?
Emre Sekmen: Bazen doğaçlama geçiyor. Evet, bazı metinler planlanmaz. Bir cümle gelir ve gerisi kendiliğinden akar. En gerçek satırlarımın bazıları doğaçlama çıkan satırlardır.
Erhan Özdemir: Yazma süreciniz genellikle nasıl başlıyor? Belirli bir rutininiz veya ritüeliniz var mı?
Emre Sekmen: Benim yazma sürecim tamamen geceyle ve atmosferle beslenir. Şehir sustuğunda, herkes kendi kabuğuna çekildiğinde benim mesaim başlar. Belirli bir ritüelim var diyebilirim: Geceyle daha iyi anlaşıyorum. Genellikle sessizlikte yazıyorum. Bazen bir fotoğraf, bazen bir şarkı, bazen de tek bir kelime bütün şiirin kapısını açabiliyor.
Erhan Özdemir: Karakterleriniz veya şiirinizdeki ses sizin için nasıl hayat buluyor? Sizi şaşırtan bir yöne hiç saptılar mı?
Emre Sekmen: Şiirimdeki ses aslında benim en çıplak, en savunmasız halim. Masaya otururken hiçbir kalkanım ya da savunma mekanizmam olmuyor. Bu yüzden o ses bazen beni bile korkutacak kadar dürüst ve vurucu olabiliyor. Bir Aşığın Otopsi Raporu'nu yazarken, sadece bir ayrılık acısını anlatacağımı düşünerek yola çıkmıştım. Ancak yazma sürecinde o ses beni öyle bir yere götürdü ki, acıdan kaçmak yerine acının anatomisini çıkarmaya, onunla tam anlamıyla yüzleşmeye başladım. Şiir beni kendi yaralarımla barışmaya zorladı; bu kesinlikle beklemediğim sarsıcı bir sapmaydı.
Erhan Özdemir: Sizin 'keşke bunu daha önce bilseydim' dediğiniz bir yazım tavsiyeniz var mı?
Emre Sekmen: "Kelimeleri ehlileştirmeye ya da korunaklı yazmaya çalışırsan, şiir yapay kalır." Keşke bunu yolun en başında, daha ilk satırlarımda kalbime kazısaydım. İlk başlarda insan canı yanmasın diye bazı duyguların etrafından dolaşmak istiyor, edebi zırhlar kuşanıyor. Oysa okura dokunan tek şey o mutlak savunmasızlık ve çiğ dürüstlükmüş. Kendini saklamayı bıraktığın an, şiirin gerçek anlamda doğduğunu çok sonra yaşayarak öğrendim.
Erhan Özdemir: İlhamı nerede/nasıl buluyorsunuz? Özellikle bir eserinizin çıkış noktası olan o 'ilk kıvılcım'ı hatırlıyor musunuz?
Emre Sekmen: İlhamı sokağın sessizliğinde, bir insanın gözlerindeki o kırgın anlık bakışta ya da sinematik bir şehir manzarasında buluyorum. Bir Aşığın Otopsi Raporu'nun o ilk kıvılcımını ise dün gibi hatırlıyorum. Bir ilişkinin bitişinin ardından odada tek başıma otururken, modern dünyanın bana sürekli "Hemen unut, hayatına devam et, mutlu görün" dayatmasını hissettim. O an içimden bir ses buna başkaldırdı. "Hayır," dedim, "bu acıyı halının altına süpürmeyeceğim. Masaya yatıracağım ve nerenin kırıldığını tek tek göreceğim." İşte o gece, o odadaki derin sessizlik kitabın ilk otopsi raporunu başlatan kıvılcımdı.
Erhan Özdemir: Sizi en çok etkileyen yazarlar veya şairler kimler? Size miras bıraktıkları en değerli şey nedir?
Emre Sekmen: Beni edebi olarak iki farklı kutup besliyor diyebilirim. İlki, sokağın, insanın ve o içten kırgınlıkların dilini çok iyi yakalayan Ali Lidar. Ondan aldığım en değerli miras, samimiyetin ve iç döküşün edebi gücüdür. Diğer taraftan hayal gücümü, vizyonumu ve kurgusal derinliğimi besleyen Jules Verne gibi klasikler var. Onların bana bıraktığı miras ise kendi dünyanı, kendi atmosferini yaratma cesaretidir. Şiirimdeki o sinematik derinlik bu iki mirasın birleşimidir.
Erhan Özdemir: Eserlerinizde bilinçli veya bilinçsiz olarak sürekli döndüğünüzü fark ettiğiniz temalar, imgeler var mı?
Emre Sekmen: Kesinlikle var. Mum ışığı, karanlık odalar, masanın üzerindeki o yalnızlık hissi, sisli sokaklar ve biten şeylerin ardından kalan o devasa sessizlik... Bunlar benim şiir dünyamın vazgeçilmez dekorları. Bilinçsizce de olsa kalemi her elime aldığımda kendimi o melankolik ve gölgeli sularda buluyorum. Çünkü insanın en dürüst olduğu, maskelerinden en çok arındığı anların bu temaların içinde saklı olduğuna inanıyorum.
Erhan Özdemir: Bir okurun eserinizle kurduğu ve sizi en çok etkileyen/düşündüren ilişki ne oldu?
Emre Sekmen: Bir okurum bana ulaşıp, Bir Aşığın Otopsi Raporu'nu okurken sanki kendi kalbinin incelendiğini hissettiğini söylemişti. "Ben masada yatanın sadece siz olduğunu sanıyordum ama sayfaları çevirdikçe aynada kendimi gördüm" demişti. Bu beni çok derinden etkiledi. Çünkü yazarken çok kişisel, sadece kendime ait bir yası tuttuğumu düşünüyordum; oysa acının ve özlemin dili evrenselmiş. Okurun kendi enkazıyla o dizelerde yüzleştiğini görmek, yaptığım işin en büyük mükafatı oldu.
Erhan Özdemir: İnsanların yazarlık/yayıncılık hakkında yanlış anladığını düşündüğünüz en büyük şey nedir?
Emre Sekmen: Yazmanın sadece "ilham geldiğinde" masaya oturup birkaç süslü cümle karalamaktan ibaret sanılması. Oysa yazarlık, özellikle de şiir, muazzam bir edebi disiplin ve duygusal bir yıpranma sürecidir. O masaya tamamen çıplak bir ruhla oturuyorsunuz ve kendi içinizdeki depremlerle yüzleşmeniz gerekiyor. Bir diğer yanlış algı da başarının sadece rakamlarla ölçülmesi. Gerçek başarı, binlerce satmaktan ziyade, tek bir okurun ruhunda kalıcı bir iz bırakabilmek ve dijital çağın hızına karşı o hissi zamansız kılabilmektir.
Erhan Özdemir: Şu anda üzerinde çalıştığınız yeni bir proje var mı? Onun hakkında neler paylaşabilirsiniz?
Emre Sekmen: Melankoli, derinlik ve o sinematik atmosfer benim edebi imzam, onlardan tamamen uzaklaşamam. Ancak kendimi tek bir kalıba sıkıştırmak da istemiyorum. Şu an zihnimde filizlenen, o bildiğiniz şiirsel dili ve atmosferi koruyarak daha geniş bir kurgu dünyasına adım atma fikri var. Belki bir anlatı, belki de o lirik tonu kaybetmeyen bir roman... Ruhum şu an yeni bir doğumun arifesinde, kalem nereye evrilirse hep birlikte göreceğiz.
Erhan Özdemir: Yazar/şair olmaya karar verdiğiniz o 'anda' ne oldu? Veya bu yolculuğa sizi çeken neydi?
Emre Sekmen: O an, hayatın ve ilişkilerin ne kadar hızlı tüketildiğini, insanların birbirinin kalbine dokunmadan geçip gittiğini fark ettiğim andı. Herkesin bir yerlere yetişmeye çalıştığı o kaosta, ben durup hissetmek istedim. Beni bu yolculuğa çeken şey, zamane dünyasına meydan okuma arzusuydu. Bir mesajla biten, hızla harcanan duygulara karşı "Durun, burada kutsal ve saygı duyulması gereken bir acı var" deme isteği beni şair kıldı.
Erhan Özdemir: Tüm dünyanın 5 dakikalığına dikkatini çekme şansınız olsaydı, ne söylerdiniz?
Emre Sekmen: Dünyaya şunu söylerdim: "Hızınızı azaltın ve hissetmekten korkmayın. Modern dünya size acıyı hemen unutup sürekli mutlu görünmeyi dayatıyor; oysa bizi insan kılan şey kırılganlıklarımızdır. Yaralarınızı halının altına süpürmeyin, onları sevin. Çünkü acısıyla yüzleşmeyen bir ruh, asla gerçekten iyileşemez ve sevmeyi öğrenemez."
Erhan Özdemir: Şu an hayalini kurduğu ilk kitabı yazmak için masaya oturan genç bir yazara tek bir tavsiye verseydiniz, bu ne olurdu?
Emre Sekmen: Kalbini masaya tamamen savunmasız bir şekilde bırak. Kelimelerini güzelleştirmeye, başkaları ne der diye ehlileştirmeye ya da popüler akımlara uydurmaya çalışma. Ne kadar çiğ, ne kadar dürüst ve ne kadar kendin olursan, o kadar ölümsüz olursun. Unutma, okur senin tekniğine değil, o satırlardaki ruhunun çıplaklığına aşık olur.
Erhan Özdemir: Okuyucularınıza son olarak ne söylemek isterdiniz?
Emre Sekmen: Kalbi şu an bir "otopsi masasında" olan, ayrılık acısı çeken ya da kırgınlıklarını onarmaya çalışan tüm okurlarıma sevgilerimi iletiyorum. Acıdan kaçmayın, o yüzleşme cesaretini gösterin. Unutmayın ki her bitiş, ruhun yeniden doğumu için bir temizliktir. Benim kelimelerimde kendi gölgesini bulan, bana bu yolculukta eşlik eden herkese kalpten teşekkür ederim. Sosyal medya adresimde ve kitaplarımın sayfalarında o derin bağları kurmaya devam edeceğiz. Yaralarınızı sevin, çünkü ışık içeriye oradan girer.
Emre Sekmen ile gerçekleştirdiğimiz bu özel söyleşi, modern insanın hissizleşen dünyasına atılmış güçlü bir çığlık niteliğinde. Sekmen, "Bir Aşığın Otopsi Raporu" ile sadece bir ayrılık hikayesi anlatmıyor; acının anatomisini çıkararak okura kendi yaralarıyla barışma cüreti sunuyor. Bu içten ve derinlikli sohbet için kendisine teşekkür ediyor, edebiyat yolculuğunda okurla kurduğu bu sahici bağın daim olmasını diliyoruz.
Röportaj: Erhan Özdemir

Yorum Yazın