
Riyad Abdulwahid
Her insan hayatında, hiçbir kırılma sesinin duyulmadığı, paramparça olmuş bir rüyanın kalıntılarının ortalıkta görünmediği gizemli bir an gelir; yine de insan, ruhunun derinliklerinde bir yerlerde hassas bir şeylerin sessizce sönüp gittiğini hisseder.
Bu, ne tam manasıyla bir umutsuzluk ne de bütünüyle bir kabulleniştir. Bu, temenni mürekkebi kuruduktan sonra gelen o sessizliktir.
Temenni, havaya fısıldanan bir dizi sözcükten ibaret değildir; o, kalplerin günlerin bizzat yazamadığını kaleme aldığı gizli bir mürekkeptir. Ve o mürekkep kuruduğunda, bu yazının sona erdiği anlamına gelmez. Aksine, kişinin bazı sayfaların asla yazılamayacağını, bazı hayallerin ise ufukla kalp arasında asılı kalmak için doğduğunu anlaması demektir; tıpkı yolcuya rehberlik eden ama ona uzanan elden sonsuza dek kaçan uzak bir yıldız gibi.
İşte o an, ruh sessizce olgunlaşmaya başlar. İmkansızı bekleyen kişi öğrenir ki; hayat bütünüyle sadece arzulayanlara değil, aynı zamanda sabredenlere de bahşedilir. İnsan keşfeder ki bir temenninin en güzel yanı her zaman gerçekleşmesi değil, kalbi diri tutma gücüdür; yolun çöllerine düşen yağmur kadar uzak olsa bile.
Temenni mürekkebinin kuruması rüyanın sonu değil, dönüşümüdür. Bazı rüyalar ölmez; yükselirler. Özlem defterinden çıkıp bilgelik siciline kaydolurlar. Orada insan öğrenir ki hayat sadece kazandıklarımızla değil, aynı zamanda kalbin derinliklerinden vakarla geçip gitmesine izin verdiklerimizle de ölçülür.
Ve böylece, temenni mürekkebi kuruduğunda hikaye bitmez…
Daha derin bir anlatı başlar:
Sessizlik içinde hayal kurmayı öğrenmiş,
kayıplarını birer bilgelik olarak taşıyan,
ve yolda daha dingin bir kalp… ve daha berrak bir bakışla yürüyen bir insanın hikayesi.

Yorum Yazın