KARTALLARIN VASİYETİ
Ey vatanımın kartalları,
Toprak benimle taşın diliyle konuşuyor,
Ve asırların derin iç çekişiyle...
Üzerinde unutulmuşluğun yaralarını taşıyor,
Karanlık gölgeler ise yavaşça;
Ekmeğimizi, hafızamızı ve adımızı kemiriyor.
Fakat ben, Arnavutçanın harflerini,
Sönmeyen bir kor gibi,
Milletin ruhunu koruyan bir ışık ikonu gibi,
Kalbimde sakladım.
Gelin, rüzgârın taşlara atalarımızın yeminini fısıldadığı dağlara!
Bir ışık meclisinde buluşalım;
Sözün zincirlere vurulmadığı,
Kalbin gerçekten korkmadığı o yerde.
Ruhum toprakla konuşuyor;
Tıpkı unutulmuş annesiyle konuşan bir evlat gibi.
O, insanların gözünde ışık,
Zamanın kanında sevgi,
Ve aç bir sofrayı bekleyen ekmek gibi;
Barış istiyor.
Karanlığa nefret tohumu ekmeyin,
Çünkü söz, bir tohumdur.
Sevgiyle sulandığında, taşın üzerinde bile baharı açar,
Ve gökyüzü insana yakınlaşır.
Bayrağımız sadece bir renk değildir;
O, nesillerin kanının nefesi,
Dağların üzerinde dalgalanan bir dua,
Ve asla ölmeyen bir hafızadır.
BARIŞ
Benim barışım, yerle gök arasında beyaz bir kuştur;
Gürültüsüz, gurursuz;
Dağların üzerine inen bir şafaktır.
Benim gücüm, Tanrı’nın ışığıdır;
Yakmayan ama dünyanın yaralarını iyileştiren,
Sessiz bir ateştir.
Ve toprak bana sesleniyor:
"Sessizliğin zincirlerine hapsedildim,
Toza ve unutulmuşluğa terk edildim.
Beni özgür bırakın,
Çünkü kalbimde hâlâ insana dair sevgi var."
Ben o sesi, asırlar arasında kaybolmuş bir çan gibi duyuyorum;
Adaleti arayan, toprağı işleyen elleri,
Gülen çocukları ve tarlaların üzerindeki barışı bekleyen o sesi...
Çünkü barış, kılıçtan değil;
Affetmeyi bilen bir kalpten,
Dua etmeyi bilen bir ruhtan doğar.
ÖZGÜR SÖZ
Işığın doğması gereken salonlarda,
Söz, prangalara vurulmuştu.
Şairler adalet istiyordu,
Ama iktidarın tahtında sessizlik oturuyordu.
O zaman, sessizliğin mezarında Naim Fraşeri’yi aradım:
"Doğrul, ey Arnavutluğun oğlu!
Çünkü Abetare (Alfabe), ruhsuz insanların elinde ağlıyor."
İsmail Kadare’nin sesini aradım;
Zamanlar ve hafıza arasında bir köprü,
Tarihin gölgesini yaşatan bir ses olarak...
Çünkü onun sözü, hiç sönmeden,
Taşların ve asırların arasından yürür.
Dritëro Agolli’nin sesini aradım;
Rüzgârla hâlâ fısıldaşan bir çınar gibi,
Çünkü özgür söz asla ölmez.
Arnavut dili; dağ ışığıdır, kaynak suyudur,
Annenin ninnisinde bir şarkıdır.
Onu siyasetin tozuyla örtmeyin,
Çünkü o, milleti ayakta tutan nefestir.
Dünyanın her köşesinde, bir Arnavut kalbinin çarptığı her yerde,
Okulları bahar pencereleri gibi açın.
Sadece kendiniz için savaşmayın,
Aynı denize dökülen nehirler gibi birleşin.
Çünkü bir millet boş bir gururla değil;
Sevgiyle, dille, hafızayla ve birleşmiş ellerle ayakta kalır.
Abetare’nin otuz altı yıldızı var,
Ve her harfi, bir Arnavut ruhundan parça taşır.
Gelin, el ele yürüyelim ki;
Arnavutça söz, bir ışık çanı gibi,
Her toprağın ve gökyüzünün üzerinde yükselsin.
Çünkü kalbinde Arnavutluk yoksa;
Dünya daha soğuk, insan ise daha yalnızdır.
SHEQERE SINA OZUNI
Arnavutluk, 21 Mayıs 2026
Yorum Yazın