
İnsanlığın iliğinden ölümsüzlüğü çekip çıkaran çılgın bilim insanı Kilam, karanlık bir laboratuvarın derinliklerinde, dünyanın unutulduğu bir zamanda doğdu. Adı bile bir efsaneydi artık. Kimse tam olarak nereden geldiğini bilmiyordu. Bazıları onun eski bir hükümet projesinin kaçak ürünü olduğunu söylüyordu, bazılarıysa uzaydan düşen bir meteorun içinden çıktığını... Ama gerçek çok daha basitti ve çok daha korkutucuydu: Kilam, insanlığın son umudunu öldürmek için doğmuştu.
...
Yıl 2147. Dünya, "Büyük Çöküş"ten sonra gri bir kabuk haline gelmişti. Şehirler terk edilmiş, gökyüzü sürekli bulutlu, okyanuslar plastik ve radyoaktif atıkla kaplıydı. İnsanlık, yavaş yavaş kendi kendini yiyerek tükeniyordu. Doğum oranları sıfıra yaklaşmıştı. Yaşlılar; yapay organlarla ve gen düzenlemeleriyle yıllarca sürünerek yaşıyorlardı ama yeni bir nesil doğmuyordu.
Kilam, Antarktika’nın buzlarının altında, terk edilmiş bir Sovyet üssünde laboratuvarını kurmuştu. Bir gece, yapay zekâsı “Nihil” ona seslendi: — “Doktor Kilam, formül hazır. İnsan iliğinden elde edilen ‘Ölümsüzlük Prensi’… Test edildi. %100 başarı.”
Kilam, gözleri kan çanağı gibi kızarmış halde güldü. Dişleri sararmıştı, saçları dökülmüştü ama zekâsı bir bıçak gibi keskindi. — “Güzel. Şimdi… Bunu dünyaya verelim.”
...
Ölümsüzlük, bir aşı şeklinde değildi. Bir kitap şeklinde yayıldı. Kilam, “İlik Codex” adını verdiği dev bir eseri tamamladı. Kitap 12 ciltlikti ve her cilt farklı bir dilde yazılmıştı. İçinde hem bilimsel formüller hem de şiirsel, neredeyse dini bir dil vardı. Okuduğunuz anda beyninizde bir şey tetikleniyordu. Kitap bir virüs gibi yayılıyordu. İnsanlar kitabı eline aldığında önce merakla okuyor, sonra gülümsüyorlardı. Çünkü kitap onlara şunu söylüyordu: “Artık doğmana gerek yok. Sen zaten sonsuzsun. Sadece bunu kabul et.”
İnsanlar kitabı okuduktan sonra üremeyi bıraktılar. Cinsellik anlamını yitirdi, aile kavramı yok oldu. Kilam’ın amacı gerçekleşiyordu: İnsanlık, yeni bireyler doğurarak kendini çoğaltmayacaktı; bunun yerine var olan bireyler kendi içlerinde “yeniden doğacaktı.”
...
İlk etkiler üç ay içinde görüldü. 47 yaşındaki bir kadın, kitabı okuduktan sonra hamile kaldı ama bebek doğmadı. Bunun yerine karnında bir ışık belirdi. Kadın, dokuz ay boyunca rüyalarında kendi çocukluğunu tekrar tekrar yaşadı. Dokuzuncu ayın sonunda karnı normale döndü ama gözleri bambaşka bakıyordu artık. — “Ben yeniden doğdum,” dedi. “Bu sefer hatalarımı yapmayacağım.”
Erkekler, kadınlar, yaşlılar… Herkes kendi iliğinden gelen o “Ölümsüzlük Prensi” sayesinde geçmişlerini sil baştan yaşıyordu. Kilam, laboratuvarından izliyordu. “İnsanlık artık bir tür değil,” diye mırıldandı kendi kendine. “Bir kolektif bilinç… Sonsuz bir döngü. Doğan, büyüyen, ölen… Hepsi bitti. Sadece sonsuz bir ‘ben’ var artık.”
...
Yıllar geçti, belki de onlarca yıl. Zamanın anlamı da kaybolmuştu. Kilam artık çok yaşlanmıştı. Bedeni çökmüştü ama zihni hâlâ keskindi. Bir gün laboratuvarının kapısı çalındı. Gelen, genç bir kadın gibi görünen biriydi ama gözleri binlerce yıllık bir bilgelikle doluydu. — “Kilam,” dedi yumuşak bir sesle. “Teşekkür ederiz. Artık acı yok. Acı çekmek gereksizdi.”
Kilam gülümsedi. İlk defa gerçek bir gülümsemeydi bu. — “Benim amacım da buydu. İnsanlığı kurtarmak değil, onu bitirmekti. Çünkü bitmek, en saf haliyle yeniden başlamaktı.”
Kadın başını salladı. — “Sen de yeniden doğmak ister misin? Kendi iliğinden, kendi hatalarından arınmış bir şekilde?”
Kilam bir an düşündü. Sonra başını iki yana salladı. — “Hayır. Ben çılgın bilim insanıyım. Benim yerim, bu hikâyenin sonu.”
O gece Kilam son nefesini verdi. Ölmeden önce tüm verilerini sildi ve “İlik Codex”in orijinal kopyalarını yaktı. Çünkü o, insanlığın yeniden doğmasını değil, sonsuza kadar aynı kalmasını istemişti. Ve bu döngü artık onun bile kontrolünden çıkmıştı.
...
Şimdi, 2198 yılında, Dünya’da hâlâ insanlar var. Ama onlar artık “insan” değil. Her biri kendi içinde sonsuz kere doğmuş, sonsuz kere ölmüş, sonsuz kere aynı kalan bir varlık. Bebek yok, yaşlı yok; sadece sonsuz bir “şimdi” var. Ve bazen rüzgâr eserken, terk edilmiş laboratuvarın kalıntılarından hafif bir kahkaha duyuluyor.
Kilam’ın kahkahası… “Başardım,” diyor sanki.

Yorum Yazın