
Felsefi Deneme
Bir zamanlar insanlığın en kadim ironilerinden biri, belki de en acımasızı, şöyle bir paradoks olarak zuhur etti:
Düşünceyle yoğrulmuş ruhlar, ezilmişliğin derin yaralarını taşıyanlar, adaletin ve özgürlüğün peşinde koşanlar… Onlar ki zincirleri en ağır hissedenlerdi; onlar ki cehaletin karanlığını en keskin şekilde görenlerdi.
Ve bir gün bu ezilmişler ile okumuşlar, garip bir ittifak kurdular. Ama ittifakları, beklenenin aksine kendilerini özgürleştirmek için değil; cehaletin tahtına bir taç giydirmek içindi.
Cahillerin eline kaderlerini teslim ettiler. Nasıl olur da en çok acı çeken, en çok bilen, en çok sorgulayan; kendi zincirlerini daha da sıkılaştıracak olanı kendi elleriyle seçer? Nasıl olur da aydınlık arayışındaki ruh, karanlığın temsilcisine “Yönet bizi” der? Bu, Platon’un mağarasından çok daha trajik bir hikâyedir.
Çünkü burada mağaradan çıkanlar; geri dönüp diğerlerini kurtarmak yerine, mağaranın en derinindeki gölgeleri tahta oturturlar. Gölgelerin dansını “gerçek” ilan ederler. Ve en kötüsü, bunu özgürlük adına, eşitlik adına, adalet adına yaparlar.
Belki de insan doğasının en büyük çelişkisi budur: Bilgi insanı özgürleştirirken aynı anda yalnızlaştırır. Cehalet ise kitleleri birleştirirken onları köleleştirir.
Ezilmiş olan, ezilmişliğini en iyi bilen, bir süre sonra o ezilmişliği romantize eder. Onu kimliğinin temeli yapar. Ve o kimliği korumak için ezilmenin devamını sağlayan mekanizmayı, yani cahili yüceltir. Çünkü cahil ona “senin gibi” hissini verir. Okumuş ise rahatsız eder; çünkü ayna tutar.
Böylece okumuş ile ezilmiş, ortak bir korkuda birleşir: Kendi potansiyellerinin yükünden korkarlar. Yükselmekten, sorumluluk almaktan, gerçek özgürlüğün ağırlığından korkarlar. Ve bu korku, onları en kolay seçeneğe iter: Cahilin arkasına sığınmak.
Cahil yönetirken başarısızlık daima “sistemin”, “dış güçlerin”, “tarihin” suçu olur. Başarı ise asla kendilerinin sorumluluğu değildir. Böylece döngü tamamlanır: En çok bilenler bilmemeyi seçer. En çok ezilenler ezilmeyi seçer. Ve ikisi birlikte cehaleti kutsar.
Tarih, belki de en büyük hicivdir. Ve bu hicvin en keskin satırı şudur:
“Biz, kendimizi yönetemeyecek kadar ‘bilge’ ve ‘ezilmiş’ olduğumuz için, bizi yönetemeyecek olanları seçtik.”
Bu hem trajedidir hem de insanlığın kendine ettiği en büyük şaka.

Yorum Yazın