
Türkmenistan’ın kıyıda köşede kalmış ücra bir köyünde dünyaya gelen Şalov’un çocukluğu, neşeden çok yoklukla şekillendi. Hayvancılıkla uğraşan babasını genç yaşta kaybedince, annesi iki erkek iki kız dört çocuğuyla hayata tutunmak zorunda kaldı. Şalov, annesinin sessiz direncini izleyerek büyüdü; sabrı, susmayı ve ayakta kalmayı orada öğrendi.
On sekiz yaşına geldiğinde, annesinin rızasıyla komşu köyden bir delikanlıyla evlendi. İki erkek çocukları oldu. Yoksulluk vardı ama huzur vardı. Ancak aynı evde yaşamak zorunda kaldıkları kayınbiraderin sınır tanımayan tavırları, bu huzuru yavaş yavaş gölgeledi.
Şalov yaşadıklarını dillendirmedi. Utandı, korktu, ailesinin huzurunun bozulmasını istemedi. Eşi bazı şeyleri fark ediyor, kardeşini uyarıyordu; fakat bu uyarılar sonuç vermedi.
Altı aylık hamile olduğu bir gün, eşi Mahmot’un geç geleceğini bilen kayınbirader alkollü hâlde eve geldi. Şalov, kendini ve karnındaki bebeği korumaya çalıştı. Direndi, kaçmaya çalıştı, Allah’a sığındı.
O sırada eve gelen Mahmot, gördüğü manzara karşısında öfkesine hâkim olamadı. Kardeşine yürüdü. Yaşanan arbede sırasında kayınbirader, mutfaktan aldığı bıçakla Mahmot’u yaralayıp kaçtı. Mahmot tüm müdahalelere rağmen kan kaybından hayatını kaybetti. Kardeşi ise tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Şalov, bir anda dul kaldı. İki küçük çocuğu ve karnındaki bebeğiyle.
Eşinin ailesi onu dışladı. “İki kardeğin de hayatı söndü” diyerek suçladılar. Şalov, sessizce annesinin yanına sığındı.
Aylar sonra üçüncü çocuğunu dünyaya getirdi. İki erkek, bir kız…
Annesi gibi o da hayat mücadelesine kaldığı yerden devam etti.
Geçim zorlaştığında, henüz altı aylık olan kızını annesine emanet ederek Fransa’ya çalışmaya gitti. Temizlik işlerinde, ağır koşullarda yıllarca çalıştı. Kazandığını çocuklarının bakımı için gönderdi. Ardından Amerika’ya geçti. Orada da aynı hayat sürdü: Çalışmak, sabretmek, özlemek.
Amerika’da internet üzerinden tanıştığı bir adamla, çocuklarına babalık yapacağına dair verdiği söz üzerine evlendi. Çocuklarını birer birer yanına aldı. Şalov, nihayet huzuru bulduğunu düşündü.
Ancak büyük oğlu ergenlik çağındaydı. Yeni hayatı kabullenemedi. Annesinin evliliğine karşı çıktı. Uyum sağlayamadı ve bir tartışmanın ardından Amerika’yı terk ederek Türkmenistan’daki anneannesinin yanına gitti.
O gidiş, Şalov’un içine gömdüğü acıları gün yüzüne çıkardı. Evladının yokluğu, yılların yüküyle birleşti. Tedavisi olmayan bir hastalığa yakalandı. Gurbet elde, çocuklarını tam anlamıyla toparlayamadan hayata gözlerini yumdu.
Şalov sessiz yaşadı, sessiz gitti.
Ama ardında, susarak ayakta duran bir kadının tanıklığını bıraktı.
Tanıklık Öyküsü

Yorum Yazın